SAYI 58 · MAKALE
AĞUSTOS 2026 · 1 AĞUSTOS

Türkçe Komünist mi?

İki bardak çay sürer · 7 dk

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.

Yabancı dil öğrenenler iyi bilir; yeni bir dil öğrenmek sabır ve istikrar gerektiren uzun soluklu ve çetrefilli bir yolculuktur. Aynı zamanda bu süreç, insanı gülümsetecek, tebessüme vesile olacak birçok hatırayı da beraberinde getirir. Telaffuz hataları, eksik cümleler, muhatabın ana dilinde olmayan fonetik yapıları dillendirmesi dinleyenlere komik anlar yaşatırken; sözü edilen yapılar, çiçeği burnundaki adaya bazen kök söktürür bazen de “Neden olmuyor?” düşüncesi adayı canından bezdirip öğrenmeyi sekteye uğratabilir. Hedef dildeki alışılagelmiş kurallara aykırı, zihne uymayan girift yapıların, bir anda aşılması gereken küçük tepecikler gibi öğrenenin önünde durması ise başka bir zorluktur bu vetirede.

Bahsedilen süreci bütün ayrıntılarıyla yaşadığımız bir an… Dışarıda soğuk bir hava var. Yer yer havada sağa sola uçuşan kar taneleri eşliğinde, sınıfta sıcacık bir ortamda, Türkçe dersindeyiz. Ana dili Rusça olan birçok öğrenci, güzel dilimizi öğrenip bir sene sonra üniversite eğitimine başlamak için can atıyor. Alfabe ve okuma yazma fasılları bitince, konulara göre öğretilen yeni kelime ve kelime grupları; öğrencilerin dil seviyelerini artırmak, dile hâkim olmalarını sağlamak için gece gündüz talim ettikleri yapılar hâline geliyor. 

Dilimizin rengârenk yapısını öğrenmeye başlayan öğrenciler, Türkçeyi bazen Rusça ile kıyaslıyor, benzer ve farklı yönlerini tespit ediyorlar; bazen de “Bizim dilimizde böyle, peki sizde neden böyle?” soruları da beraberinde geliyor tabii olarak. Birbirinden ilginç konuşmalar dersi sıkıcı olmaktan çıkarıyor, ortama canlılık katıyor. 

Türkçeyi yeni öğrenmeye başlayan öğrenciler, kendi dillerindeki kalıpları, öğrendikleri yeni dile aktarmaya çalışıyorlar. Böylece kısa yoldan, fazla efor sarf etmeden lisanımıza hâkim olmayı düşünüyorlar. Fakat birçok yapının, iki dilde örtüşmediğini zaman ilerledikçe fark ediyorlar. Bu süreçte ilginç sohbet ve yaklaşımlar ortaya çıkarken, her geçen gün işlenen konuya göre de farklı farklı sorular peşi sıra geliyor.

İsim çekim eklerini işlediğimiz derste öğrencilerimizden birisi, bir ismi kastederek:

“Hocam, bu kelime jenski (dişi) mi, yoksa muskoy (erkek) mi?” diye sordu.

Aslında ana dili Rusça olan birisi için gayet yerinde ve güzel bir soru. Zira Rusçada isimler erkek, dişi ve orta cins olmak üzere üç grupta ele alınır. Kelimelerin cinsiyetleri isimlerin çekimlerinde ve grup oluşturmalarında önemli rol oynar. 

Öğrencinin sorduğu bu soruya:

“Hayır, Türkçede isimlerin Rusçadakine benzer cinsiyetleri yoktur. İsimler cinsiyete göre erkek, dişi ve nötr olduklarını gösteren ekler almadıkları gibi bu cihetten tasnif de edilmez. Cinsiyet bakımından bizde kelimeler genel olarak bir ayrıma tabi tutulmaz; hepsi aynıdır, eşit kabul edilir. ” şeklinde cevap verdik.

Biraz düşündükten sonra öğrencinin cevabı;

“Hımm… O zaman Türkçe komünist mi hocam?” şeklinde oldu.

Öğrencinin ilginç sorusu karşısında, birkaç dakikalık sessizlikten sonra sınıfı neşeli bir hava kapladı. Bir anda gramerin ağır, tekdüze yapısından kaynaklanan ciddi ortam espri ile aralanmış oldu.  

Aslında öğrencinin, alışageldikleri eşitlikçi bir ideolojiden yola çıkarak dildeki kullanımı bu anlayışla bağdaştırması, mizahla birlikte dil üzerinde düşünmeye ve kıyaslama yapmaya da kapı açtı.

Sıra dışı yaklaşım, dilin kültür ile nasıl bir bağlantı kurulabileceğine de güzel bir örnek olmuştu. Esprinin zamanlaması da gayet yerindeydi. Zira Sovyetler Birliğinin dağıldığı, sistem ile ilgili sorgulamaların ve tartışmaların arttığı bir dönemde güncel bir konunun iki dildeki gramer yapısıyla bağdaştırılması, hem dikkat çekici hem de düşündürücü bir yaklaşım ve çıkarım olmuştu.

Öğrenci, Rusçadaki yapıya benzer bir cinsiyet sınıflandırmasının dilimizde olmamasına bir anlam verememişti. Malum, Türkçede Arapça, Rusça, Almanca, Fransızca gibi dillerde olduğu gibi kelimelerin cinsiyetleri yoktur.

Dilimizde isimlerde cinsiyet meselesi farklı şekilde karşımıza çıkar. Dilin esnek ve canlı yapısı, diğer dillerin erkek, dişi ve nötr cins olarak tasnif ettiği yapıları kendisine has kullanımlarla dile kazandırır. Çoğu zaman da türler arasındaki cinsiyeti belirlemek için  farklı bir kelime tercih ederiz; tavuk-horoz; koyun-koç, inek-tosun gibi. Üstelik bu kelimelerin önüne cinsiyetlerini belirten herhangi bir ek de getirilmez. İsim çekim eklerini aldıklarında, bahsedilen dillerdeki gibi cinsiyetin durumuna göre değişiklik yapılmaz.

Diğer taraftan dilimizde akrabalık isimlerine bakıldığında; dayı, amca, baba, abi şeklinde erkek; teyze, hala, abla gibi isimlerde de kadın cinsler anlatılır. Arapçadan dilimize geçen bazı kelimelere eklenen -e sesi ile müdür-müdire, memur-memure gibi kullanımlar karşımıza çıkar. Aslında dilimizin işlevselliği sayesinde bu yapılara pratik bir karşılık vardır: Memur Hanım, Memur Bey, Müdür Hanım, Müdür Bey gibi.

Buna benzer kullanımları sadece Arapça kelimelerde görmeyiz. Kral-Kraliçe, Çar-Çariçe, İmparator-İmparatoriçe gibi Batı ve Slav dillerinden geçen kelimelerde de karşımıza çıkar. Dilimizde Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan dediğimizde, cinsiyet isimlerle birlikte pratik olarak herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymadan belirtilir.

Dil, canlı ve iletişime açık bir yapıya sahiptir. Fransızcanın etkili ve popüler olduğu dönemde Türkçeye geçen aktör-aktris, dansör-dansöz, prens-prenses gibi kelimeleri varyantları ile kullanırız. Türkçede cinsiyet kadın doktor, erkek doktor; kadın polis, erkek polis; kadın dedektif, erkek dedektif gibi örneklerde görüldüğü üzere, isimlerin önüne getirilen ve cinsiyet belirten sözcüklerle de ifade edilir. 

Türkçede cinsiyet ifade eden bazı kelimelerin zamanla değişime uğradığına şahit olmaktayız. Oğul ismi eskiden “evlat” yerine hem kız evlat hem de erkek çocuk için kullanılırken, zamanla modern Türkçedeki anlamında kullanılır hâle gelmiştir. 

Rusça konuşan öğrenciler, Türkçedeki kelimelerin cinsiyetlerinin olmamasına bir anlam veremezken; ana dili Türkçe olanlar da Almanca ve Rusça gibi dillerde cinsiyet olmasını anlamakta zorluk çekiyorlar. Rus öğrenciler için Türkçede isimlerin cinsiyete sahip olmaması bir eksiklik iken; cinsiyete göre şekillenmiş bir dili öğrenmeye başlayan Türk öğrenciler için de isimlerin cinsiyetlere göre kategorilere ayrılması lüks ve lüzumsuz.

Aslında Türk genci haksız da değil; bir çekim ve kullanım öğreneceğine Almancayı örnek vermek gerekirse “der, die ve das” şeklinde kelimelerin almış oldukları şekilleri üç farklı yönüyle de öğrenmek zorundadır. Aksi takdirde cümle kuruluşlarında hata yapması kaçınılmaz olur. Dilimizde “erkeğe yardım ediyorum, kadına yardım ediyorum, çocuğa yardım ediyorum ve çocuklara yardım ediyorum” cümleleri isme gelen yönelme eki -e /-a ile pratik ve kolayca söylenilir. Yeni dil öğrenenler de bu yapıyı ekstra efor sarf etmeden edinirler. 

Zaman geçip dildeki cinsiyet meselesi kabul edilmeye başladıktan sonra ana dili Türkçe olanlarda ikinci soru şekli ortaya çıkıyor: ‘’Hocam, tamam erkek artikeli der, kadın die, bunu anladık da pencerenin artikeli neden das?’’

Kelimelerin artikelleri alma sebeplerini sorgulamaya başlıyorlar. Bu durum sadece ana dili Türkçe olanlarda ortaya çıkmıyor; Arapça ve Rusça bilen ve kendi dillerinde cinsiyet olan öğrenciler de bazen aynı şekilde kelimelerin artikellerini sorgulayabiliyorlar. Ana dili Arapça olan birisine bazı kelimelerin neden müennes ya da neden müzekker olduklarını açıklamalarını istediğinizde, “İşte öyle bir sebebi yok.” diyerek işin içinden çıkıveriyorlar.

Aradan yıllar geçti. O öğrencimin o günkü sorduğu soru hâlâ hatırımda. Bugün yeryüzünde farklı dil aileleri içerisinde binlerce farklı dil konuşulmaktadır. Tabii olarak her dilin kendine has farklı bir yapısı vardır. Bu bakımdan dilleri kendi kültürel, coğrafi ortamında değerlendirmek gerekir.

Şayet bugün dillerin konuşulduğu dünya haritası farklı renklerle çizilebilseydi, yeryüzü rengârenk çiçeklerin açtığı güzel bir çiçek bahçesi gibi canlı bir görsel karşımıza çıkardı. Aslında farklı deseni, farklı kokusu olan çiçekler gibi diller de kendisine has özellikleri ile güzel ve özeldir. Lisanlara bu yönden bakıldığında kafalardaki birçok soru da cevabını kendiliğinden bulacaktır.

Evet, diller bir milletin hafızası, evi; atalarından miras kalan bir hazinenin korunduğu sandıklar gibidir. Sandığı açıp içindeki hazinelere ulaşmaya başladığımızda nice güzellikleri, yüzyıllar boyunca işlenmiş birbirinden güzel kanaviçeleri, şekil verilmiş değerli taş ve incileri buluruz.

Hâl böyle olunca şekle takılıp kalmak yerine, milletin hayatına can suyu olan, milleti ayakta tutan ve bütün zenginliğini ruhunda barındıran dile değerli bir yapı olarak bakmak gerekir. Dildeki farklı kullanımları edinmek ve bir milletin kültürüne, medeniyetine, acılarına ve sevinçlerine; kısacası hayatın bütün alanlarına kaynaklık eden bu gizemli yapının sırlarını beynimizin dehlizlerinde çözüp özümsemek, hem yeni dili öğrenmemizi kolaylaştıracak hem de bize bambaşka bir dünyanın kapılarını aralama fırsatı sunacaktır. Aksi takdirde “Bizde böyle, bu dilde niye farklı?” şeklindeki yaklaşımlar dilin bizden, bizim de dilden soğumamıza sebep olacaktır.  Sahi unutuyordum. Peki sizce, öğrencinin yıllar önce sorduğu gibi Türkçe cinsiyet konusunda gerçekten biraz komünist sayılır mı?

Alıntı kartı

Kart hazırlanıyor…
İndir

1080 × 1350 piksel; Instagram ve WhatsApp durumuna uygun.

Yazara mektup

Mektup yazmak için kütüphane kartın olmalı. Giriş yaptıktan sonra bu sayfaya döneceksin.

GİRİŞ YAP

Yazarın diğer yazıları

Tümü

Aynı sayıdan

Sayı 58
DİNLE · CİHAZIN TÜRKÇE SESİ