SAYI 58 · DENEME
AĞUSTOS 2026 · 1 AĞUSTOS

Güngörmüşlük Nişanesi

İki bardak çay sürer · 5 dk

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.

Kaçamadığım zamana yakalanmış gibiyim. İflah olmayan, biraz münzevi, biraz da mesafeli, seyyah olan ruhumun penceresinden aynadaki benin saçlarına düşen beyazlar gözüme ilişiverdi. Başımı, gayriihtiyari başka tarafa çevirip varlıklarını sıradanlaştırsam da hatıralarıma şahitlikleriyle hepsi benimdi. Tortulanmış yılları gün yüzüne çıkarmak için çabalayan ben, kaçtıkça kovalayan zamana yakalanmış gibi hissettim kendimi. Sonunda sobelenmiştim. Postacı kuşu olmuş ruhumu alıp götürmeye gelmiş gibiydiler. Aslında habercisi oldukları şeyin hatırlatıcı edasından mıdır nedir bilmiyorum, son zamanlarda gözüme daha çok çarpar olmuşlardı. Bütün görmezden gelmişliklerime rağmen bugün nazarıma yakalanmışlardı. Yaş almışlığım, gençliğime bir tebessüm çakıverdi. Birbirimize ne diyeceğimizi bilemeden bir süre öylece kalakaldık. 

“Dünyada en kolay şey, seyreylemektir.” der Yaşar Kemal. Aynadaki benin tüm yaşanmışlıklarının aksi olan beyaz saçlarımla uzun uzun bakıştık. Varlıkları, çocukluğumdan çok uzaklaşmış olduğumu fark ettirdi. Meğerse dünyayla tanışıklığımdan bugüne çok yol almışım. Aynayı yakınlaştırdım, uzaklaştırdım; bir daha, bir daha baktım. Sonra da “Hoş geldiniz devridaimin habercileri!” diyerek ömür takviminin gümüş telleriyle barış imzaladım. Simli gelin duvağı olmuş hâlinizi kabullendim. Size nasıl seslensem bilemedim. 

Beyaz saçlarım, kır saçlarım, ağarmış saçlarım, ak saçlarım… Ne desem bilemedim.

Hepsi de ayrı ayrı anlam taşıyor gibi. Ağarmış saçlar yaşlılığa atıfta bulunurken, kır saçlar olgunlaşmayı ve bilgeliği çağrıştırıyor gibi. Ak saçlar ise masum ve mazlum yanımızı anlatıyor. Beyaz saçlar, gençlik yaşlarımızın çilesi olmuş sanki. Ne kullanırsam kullanayım, ömrümün alın çizgileri hükmündesiniz. Sanırım sesleniş tercihimi yazının gidişatına belki de kafama göre yapacağım. Her biri, peş peşe cereyan eden senelerin beni buralara kadar getirişinin bir nişanesi olduğu için saygıyı hak ediyor. Selamlıyorum birer birer. Başımın tacısınız. Bu hâlinizle bir tecrübenin, bir yazgının, bir dersin bedendeki iz düşümüsünüz. Bundan sonraki rotamı belirlememde yardımcı olma niyetinizin farkındayım. Hüzne teslim günlerimin elçisi olanından usulca birkaç tel kopardım. Avuçlarımın içine aldım. Daha da yakınlaştım dünden bugüne. Madem başımın üstünde yeriniz var, öyleyse hisselerime de ortaksınız.

Avucumda okşadığım beyazlamış saçlarım,

Geçmişimi ve tüm varlığımı toprak altına saklamanın geriye sayma sayacı olarak yarının rehberliğini yapıyorsunuz. Her ne kadar ölümün tel tel olmuş hâli olsanız da görünüşünüzden korkmuyorum. Annemin ak sütü gibi helalühoş olan ömrümün izleri olduğunuz için başımın üstünde yeriniz var. Hoş gelmişsiniz! Yazgımın, günlerime işlenmiş tüm yaşanmışlıkların şahidisiniz. Duygularım, acılarım, kederlerim, sevinçlerim ve yaslı hâllerim sinmiş her bir gümüş tellere. Hatta annemden geriye kalan hatıra sandığının anahtarı oldunuz. Annemin vedasını beklemiş gibi bir yaz sıcağında gün yüzüne “Merhaba!” dediniz. Bundan sonraki yaşam eşlikçilerim olarak iyi günde de kötü günde de beraberiz artık. Nasıl olsa hayat gemisi gideceği yere doğru gidiyor. Öyleyse “Bundan sonraki yolculuğumuz, bundan önceki yolculuğumuzdan daha güzel olsun!” dileklerime duacımsınız. 

Seyreylemekten kendimi alamadığım kırlaşmış saçlarım, 

Sadece bir renk meselesi değilsiniz sanırım. Kimilerine göre olgunluğun, kimilerine göre ise yaşlılığın emaresi sayılıyorsunuz. Ancak benim için siz; aklın ve ruhsal olgunluğun simgesi, âdeta zamanın ayar ibresisiniz. On sekiz yaşından sonraki ikinci dönüşüm zamanının başlangıcı olabilirsiniz. Ya da omuzlardaki hayat yükü kotasının dolması meselesi de sayabilirim sizi. Yorgunluğun gün yüzüne çıkışının son noktası. Belki de yıllarca sessiz içe atışların isyanı. Kırışıklıkların eşlikçisi olarak yaş almışlığımın tamamlayıcı parçası olabilirsiniz. Hz. Ömer’in ifadesiyle ahiret hatırlatıcısı olabilirsiniz. Hz. Ömer, yaptığı her işte kendisine ahireti hatırlatsın diye, yıllarca yanında tuttuğu genç hayırhahını bir gün ansızın görevinden alır. Genç, nedenini sorunca Hz. Ömer, sakalına düşen kırlaşmış kılı göstererek “Sana gerek kalmadı, bu bana ahireti hatırlatıyor.” der. Bu bakış açısı ile dünya ve içindekilere hassas terazi gibisiniz. 

Özgür ruhlu ağarmış saçlarım,

Yaşınız bilmem kaç? Kar olup düşmüşsünüz şakaklarıma. Her zaman düşünmüşümdür. Neden acaba daha çok şakaklardan gün yüzüne çıkarsınız? Hem de canınız istediği zaman yaparsınız bunu. Şakaklara düşen aklar, sabır gücünün neticesidir, derler. Yaş aldıkça melanin üreten pigment hücrelerinin önce azalmasıyla saçların grileşmeye başlamasını, ardından da bu hücrelerin ölmesini bilimsel bir gerçek olarak kabul etsem de beyazlayan şakakların asıl ifade ettiği anlamın, zamanın yaşlılığa evrilmesi ve şakakların hayatın akış yolu sayılan şah damarına yakınlığı olduğuna inanıyorum. Alnın üst kısmından beyazlaşmış saçların, hassas ruhlu hayat sahiplerine ait olduğuna tam kanaatim var. Belki de tepede oluşan beyazlıklar ilahi yakınlıktır. Ense beyazlığı ise yüklerin sorumlulukların ağırlığından olabilir. 

Yirmili yaşlarda bedene “Merhaba!” diyen beyaz ile otuzlu yaşların beyazının aynı olmaması lazım. Ruhumuzdaki izleri, iz düşümleri ve felsefesi farklı farklıdır. Hele kırk yaş beyazı! İkinci dönüm yaşı. Ellisinde çıkan, altmışında ağaran saçlar neyi anlatır bize? Ya gamsız ve bencilsek; başkasının derdiyle dertlenemeyen hatta kendimize bile duyarsız kimselersek… Ya saçlarımız da bu yüzden kapkara kalmışsa! Bu soruların cevaplarını içinizdeki sese bırakıyorum. Ben ise susuyorum.

Daha neler neler geliyor aklıma. Saçı başı, sakalı ağarmış olanları düşünüyorum. Bilirsiniz, toplum içinde “saçı başı ağarmış kişiler” diye kemale ermenin tabiri vardır. İçinde arifliği saklar. Onlar için ağarmış saçlar, idrak çizgisi gibidir. Berisi farkındalık, ötesi aymazlık. Böylece insana bir misyon yüklenir. Taş yerinde ağır oluverir. Beklenmez o kişilerden hamlıklar. Hatta bazen, direnç gösteren saçı başı ağarmış birine bir şey anlatmaya niyetlensem de aniden vazgeçiyorum. “Pamuk rengi saçlar, zamanın yutuculuğunu anlatamamışsa, daha ben sana ne diyeyim ki?” diyorum içimden. Sözler yerine beyaz telleri referans yapasım geliyor. Kırlaşmış saçlar, herkesin kendi hayatına tercüman olamıyorsa vay ki ne vay! Sanırım herkesin bir aynaya ihtiyacı var; dönüp dönüp kendine bakabildiği… Aynaya bakınca da yabancı bir maske değil, yaşanmış bir tarih görme arzusu olsun. 

Ak saçlarım,

Aklın ve bilgeliğin rengi olarak, ruhun bedene galip gelme düellosunun kazananı oldunuz. İnsan olgunlaştıkça bedeni zayıflar, ruhu güçlenir. Bu yüzden duyarlı olanların ve kendinden olmayan acıyı dahi derinden hissedenlerin ruhunu yansıtan, şefkatli yüreklerin rengidir ak saçlar. Kültürümüzde tecrübenin ve saygınlığın simgesi sayılan güngörmüşlüğünüzü kabulleniyorum. Hayatın normal akışına teslim olup yaşadığım ömür hiyerarşisine razı olduğumu göstermek için bundan sonra dokunmayacağım size. Renginizi değiştirmeye kalkmayacağım. Varlık misyonunuza sadık kalarak zamanın güngörmüşlük nişanesi olarak sizi hep seveceğim. 

Alıntı kartı

Kart hazırlanıyor…
İndir

1080 × 1350 piksel; Instagram ve WhatsApp durumuna uygun.

Yazara mektup

Mektup yazmak için kütüphane kartın olmalı. Giriş yaptıktan sonra bu sayfaya döneceksin.

GİRİŞ YAP

Aynı sayıdan

Sayı 58
DİNLE · CİHAZIN TÜRKÇE SESİ