SAYI 60 · MAKALE
EKİM 2026 · 1 EKİM

Hayırlı Vakitler!

İki bardak çay sürer · 7 dk

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.

Zoom üzerinden toplantı yapıyoruz. Görüşmemiz bitmek üzere. Katılımcıların her biri farklı zaman diliminde yer alan ülkelerdendi. Gündemlerimiz bitip vedalaşma zamanı geldi. Bulunduğumuz ülkede akşam vakti olduğundan arkadaşlara tabii olarak “Hayırlı akşamlar!” dedim. Katılımcılardan birisi hemen “Hocam, bizde daha öğle vakti.” diye müdahale etti. Bize yakın ülkelerdeki arkadaşlar da “Hayırlı akşamlar!” temennisiyle ayrılırken bazıları “Görüşmek üzere.” diyerek  işi kurtardılar.

Teknolojinin dünyamızı, çok katlı farklı milletlerin meskûn olduğu küçük bir apartman hâline getirdiği bir devirde yaşıyoruz. Mesafeler, sınırlar aradan kalkıyor; pratikte mümkün olmayan birçok işi evimizden çıkmadan gerçekleştirebiliyoruz. Teknoloji bize, bir ülkede akşam vaktiyken dünyanın başka bir ucunda öğle vaktini yaşayan insanlarla aynı toplantıda buluşma imkânı sunuyor.

Teknolojiyle birlikte değişen sosyal, ekonomik ve kültürel hayatımızı ifade etmek için dile başvuruyoruz. Hangi alanda olursa olsun bir nesneyi, hadiseyi, vasfı, durumu, duyguyu ya da kavramı ifade etmede; yeni keşfedilen bir nesneye, alete, eşyaya, mekâna isim vermede imdadımıza dil yetişiyor.

Süreçle birlikte Türkçemize yeni bir kelâmıkibarı kazandırma vakti çoktan geldi de geçiyor bile: ‘’İyi vakitler’’, “Hayırlı zamanlar!” ya da “Hayırlı vakitler!” temennisi. Hangi ülke ve kıtada meskûn bulunmamız, zamanın hangi dilimini yaşamamız önemli değil; bu temenni bütün zamanları içine alabilecek, meramımızı kolayca ifade edebilecek bir vasıfta.

Türkiye Türkçesi ile aynı dil ailesinde yer alan Azerbaycan Türkçesi aslında bu meseleye çoktan bir çözüm getirmiş bile. Azerbaycan’da insanlar günlük karşılaşmalarda sıklıkla “Hər vaxtınız xeyir!” ifadesini kullanırlar. Aslında aynı dil ailesinde yer alan birbirine çok yakın dillerde yeni ihtiyaçları karşılamak bizim için büyük bir avantaj olabilir. Bu bağlamda Çağdaş Türk lehçeleri, özellikle de Türkiye, Azerbaycan, Gagauz ve Türkmen Türkçeleri gibi birbirine yakın kardeş diller, karşılıklı ödünçlemeler yoluyla birçok müşkilini daha kolay ve pratik hâlledebilir.

Elbette diller kendi içerisinde problemlerini çözme kabiliyetine sahiptir. Dil bilimci Wilhelm von Humboldt ve Noam Chomsky dili, sınırlı sayıda kelimeyle sınırsız sayıda cümle türetebilen bir yapı olarak vasıflandırır. Dil, ihtiyaçlara göre şekil alan ve gereksinimlerimizi karşılayan muazzam bir sisteme sahiptir. Bu yönüyle diller gelişmeye ve yeniliklere açık içtimai yapılardır. Her gelişme ve yenilik dilde kolayca ifade zemini bulur.

Gelişmelere paralel olarak dildeki mekanizma insan tarafından harekete geçirilir. Yeni kavram ya da durum, dilin mevcut sistemindeki gizemli ve zengin yapı sayesinde bir isme, bir tanımlamaya kavuşur. Böylece mevcut nesnenin boşlukta, adsız sansız; tabiri caizse bir köşede boynu bükük garip kalmasının önüne geçilir, isim verilmek suretiyle kelimeye bir kimlik kazandırılır.

Dilin yeni kavram ve olguları kayıt altına alması her dönemde karşımıza çıkar. Bu mesele dilin bünyesindeki farklı alternatif yöntemlerle çözülür. Bilgisayar bu bakımdan güzel bir örnektir. Malum, bilgisayar hayatımıza gireli çok uzun bir zaman olmadı. Yıllar önce günler, aylar alan işlerimizi bugün bilgisayar sayesinde çok kısa sürede yapabiliyoruz. İlk defa Batı’da icat edilmesinden dolayı makineye “computer” ismi verilmiş. Birçok dil tarafından da kelime bu şekilde ödünçlenmiş ve kullanılmaya başlanmış. Türkçemizde ise yeni icada; “bilgi” ve “saymak” kelimelerinden mürekkep “bilgisayar” sözcüğü bir bilişim uzmanı tarafından verilmiş. Harika bir türetme ve katkı olmuş. Dilimizin morfolojik yapısına uygun birleşik bir kelime kazandırmanın yanında, mevcut aparatın vasfına uygun “bilmek” ve “saymak” gibi eylemleri bir çırpıda yapması hasebiyle isim, mevcut cihazı çok güzel anlatmış.

Her ne kadar bu cihazı başkaları icat edip isim verse de türettiğimiz yeni kelime ses, şekil ve mana bakımından bize ait olduğundan verdiğimiz isim kâşifin yabancı olmasını perdelemiş bile.

Dilin cevval ve işlek sistemi her türlü yeniliği ve gelişmeyi karşılamaya müsait yapıdadır. Şayet yabancı dillerden alınan bir nesneye dilde yeni bir karşılık bulunamazsa dil kelimeyi mevcut dildeki şekli ile direkt alır. Bu defa dilin bünyesinde bulunan güçlü ve gizli başka bir mekanizma devreye girer. Mevcut kelime, tabiri caizse dilimize vize almadan önce ince bir süzgeçten geçer. Sözcük dilimizin rengi ile âdeta boyanır. Rahatlıkla kullanılabilecek kıvama ve seviyeye getirilir. Bu yüzdendir ki “ilim” kelimesini ayın çatlatarak Araplar gibi telaffuz etmeyiz; “pantolon” kelimesini Fransız fonetik sistemindeki gibi eğip büküp söylemeden kendi ses malzememizle yeni şeklini verir ve dilimize öyle kabul ederiz. Bundan dolayı da bazen yabancı dillerden aldığımız kelimeleri Türkçemizin renkleri ile boyadıktan sonra geldiği ülkedeki insanlara söylediğimizde, kelime kendilerine ait olmasına rağmen, sözcüğü anlamada ve tanımada güçlük çekebiliyorlar. Sözcüklerdeki değişim sadece sesten ibaret değildir. Birçoğu mana bakımından da yeni girdiği dilde farklı anlamlar kazanabilir.

Dillerde bu durum, karşılıklı kelime alma-verme, çok yaygındır. Bundan dolayı da eskiden olduğu gibi günümüzde de milletlerin ekonomik, kültürel, siyasi vb. alanlarla ilgili kelimeleri ödünçlemeleri normal ve tabii bir süreçtir. Hatta günümüzde daha hızlı ve pratiktir. İlk çağlardan beri diller milletlerin irtibatında önemli rol oynarken karşılıklı olarak kelime alıp verme de münasebetlerin vasfına göre şekillenmiştir. Bu minvalde en çok kelimeyi (yaklaşık 6.000 sözcük) Arapçadan almışız; bizden de en çok kelime alan dil Sırpçadır (yaklaşık 9.000 kelime).

Bahsedilen ödünçleme ile birlikte birçok yeni kullanım da dilde kendisini gösterir. Hangi ülkede olduğuna bakılmaksızın yeni icat ve keşifler bütün dilleri yakından ilgilendirir. Her yeni icatla birlikte birçok kavram da dile kazandırılır. Bazen yeni keşifle birlikte onlarca kelime ya da kelime grubu peşi sıra gelir. Telefonun hayatımıza girmesiyle birlikte “telefon, telefon etmek, telefonlaşmak, telefoncu, telefon numarası, telefon rehberi, ankesör, kontör, cep telefonu, SMS, mesajlaşmak, görüntülü arama, telefon hattı, numara çevirmek” vb. onlarca kelime de dilde kullanılmaya başlar. Teknik sahada bu süreç işlerken sosyal sahada da yeni sözcüğün etrafında farklı kavramlar dildeki yerini alır. Üretimin baş döndürücü zamanını idrak ettiğimiz, yapay zekânın hayatımıza girip her alanda aktif kullanıldığı günümüzden 20-30 yıl sonra, kim bilir, sözlüklerimize daha hangi yeni kelimeler girecektir?

Başka dillerden kelime alsak da aslında Türkçe, kelime türetme, yeni kavramlara anlam vermede çok mahirdir. 1945’in başında hazırlanan Türk Dil Kurumunun ilk sözlüğünde yer alan kelime sayısı 32.000 civarında iken bugün, en son 2023 yılında hazırlanan sözlükte yer alan madde başlarının sayısı 132.000’e ulaşmış. Bu yönüyle dil de tıpkı bir canlı gibi zamanla serpilip gelişiyor, zengin ve geniş bir anlatım yelpazesine kavuşuyor.

Dile yeni giren, dilde yeni türetilen kelimelere zihinlerimizin alışması ve yeni ifadeleri kabullenmesi biraz zaman alıyor. “İyi zamanlar!”, “Hayırlı vakitler!”, “Hayırlı zamanlar!” da bu süreci yaşayacaktır. Bu da elbette tabii bir durumdur. Şu an kulağımıza hoş gelen, alışageldiğimiz birçok sözcüğü imkânımız olsa da atalarımıza dinletebilsek kim bilir nasıl tepki gösterirlerdi? 1800’lü yıllarda aramızdan ayrılmış bir yakınımızın bugün yeniden aramıza katıldığını düşünelim. “Sanal âlem”, “yapay zekâ”, “fakslamak” ya da “online” gibi kelimeleri ona anlatmak zorunda kalsaydık, kim bilir ne kadar zorlanır, bu kavramları açıklarken akla karayı seçerdik.

Tabii ki birçok kavramı anlayacaktır. Fakat bazı kelimeler de biraz kafasını karıştıracaktır. “Yazıcı” kelimesi kendi zamanında kâtiplik işiyle uğraşan, bu işi kendisine meslek edinen birisi için kullanıldığı hâlde, kelimenin bir anda binlerce sayfayı peşi sıra basan bir makine olarak karşısına çıkması durumunda nasıl bir tepki verirdi? Belki de karşısında duran makineyi kıyamet alameti olarak nitelendirip işin içinden çıkma yolunu seçerdi. Her daim serpilip dal budak salan yeni dile intibak edebilmesi için mutlaka biraz zaman gerekecekti.

Velhasıl isim vermede, ifade etmede vb. iletişim alanlarında dara düştüğümüzde dil yardımımıza koşar; farklı metot ve yöntemlerle ihtiyacımızı kolayca karşılar. Dil karşılaştığı problemlere çözüm bulmada ve ihtiyaçlarımızı karşılamada çok maharetlidir. İletişimde ortaya çıkan sorunlara sessiz sedasız, kavga etmeden, kargaşa çıkarmadan mantıklı bir hâl çaresi bulur. Kendi içerisinde bir çıkış yolu bulamadığında hiç kapris yapmadan başka dillerin kapısını çalar, yabancı dillerden ödünçleme yolunu seçer; ortaya çıkan engeli suhuletle, tereyağından kıl çeker gibi ortadan kaldırır. Dilin problemlere, yeni durumlara bulduğu pratik ve güzel çözümler gibi biz insanlar da aramızdaki meseleleri bir çözüme kavuşturabilsek; bugün belki de dünyamız daha yaşanabilir, kötülüklerin minimize edildiği, sulh ve barış bayrağının dalgalandığı bir mekâna dönüşebilirdi. 

Son günlerde yeni bir temenni ifadesi seçmek onun gündeminde. Elbette lisanımız buna da güzel bir çözüm bulacaktır. Ne dersiniz, sizce dilimiz önümüzde bulunan bu seçimi nasıl yapacak; ‘’İyi zamanlar!’’, “Hayırlı zamanlar!”, “Hayırlı vakitler!”, “Her vaktiniz hayırlı olsun!” ibarelerinden hepsini mi, yoksa bunlardan birisini mi aktif olarak kullanacaktır? Peki, sizin tercihiniz nedir? 

Unutmadan, dünyanın neresinde ve hangi zaman diliminde bu çalışmayı okuyorsanız size de ‘’Hayırlı vakitler!’’ diliyorum.  

Alıntı kartı

Kart hazırlanıyor…
İndir

1080 × 1350 piksel; Instagram ve WhatsApp durumuna uygun.

Yazara mektup

Mektup yazmak için kütüphane kartın olmalı. Giriş yaptıktan sonra bu sayfaya döneceksin.

GİRİŞ YAP

Yazarın diğer yazıları

Tümü

Aynı sayıdan

Sayı 60
DİNLE · CİHAZIN TÜRKÇE SESİ