Kendi Cümleleriyle Var Olan Bir Öykücü: Tomris Uyar

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.
Tomris Uyar, Türk öykücülüğünün en güçlü kalemlerinden biri olmasının yanı sıra, zarafeti, entelektüel derinliği ve özgür ruhuyla İkinci Yeni şiirinin büyük şairlerine ilham veren bir öykü yazarıdır.
Tomris Uyar Kimdir?
15 Mart 1941’de İstanbul’da Tomris Gedik olarak dünyaya geldi. Hem annesi hem de babası hukukçuydu. Amerikan Kız Kolejinde aldığı eğitimin ardından İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu. Edebiyat yolculuğuna ilk olarak çevirileriyle başladı.
Çevirmenliği, onun edebiyat anlayışının da önemli bir parçasıydı. Borges, Cortázar, Poe, Woolf, Fitzgerald, Nabokov, John Cheever, Flannery O’Connor ve Lewis Carroll gibi birbirinden farklı yazarların eserleriyle kurduğu ilişki, onun anlatı dünyasını da besledi. Bu geniş edebiyat birikimi, Uyar’ın öykülerinde farklı anlatım tekniklerini denemesine, metinler arasında bağlar kurmasına ve geleneksel öykü anlayışının sınırlarını zorlamasına imkân verdi (Andaç, 2003). Nitekim ilerleyen yıllarda onun öykücülüğünde kolaj, montaj, dipnot, metinler arası iç içe anlatılar ve farklı yazı karakterleri gibi teknikler belirginleşecekti.
Tomris Uyar’ın Öykücülüğü
Uyar’ın öykücülüğünün merkezinde insan ve insanın gündelik hayatı söz konusudur. Kadınların iç dünyasını, modern hayatın görünmez yalnızlıklarını, gündelik yaşamın küçük kırılmalarını, ilişkilerdeki gerilimleri ve insan ruhunun derin çatlaklarını incelikli bir dille anlatır. Bu alanda ilk kez 1971’de yayımlanan İpek ve Bakır ile görünür hâle gelir. 1965-1970 yılları arasında kaleme aldığı on yedi öyküden oluşan bu kitap, daha başlangıçta Uyar’ın bireysel hayatla toplumsal gerçeklik arasındaki kurduğu ilişkiyi ortaya koyar. Bu yönüyle İpek ve Bakır, onun daha sonraki öykücülüğünün temelini oluşturan birey-toplum ilişkisine açılan ilk örneklerden biridir (Uyar, 1971).
Ardından Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi gelir. Geleneksel anlatıyı modern insanın dünyasıyla buluşturan bu eser, Uyar’ın gündelik gerçekleri anlatmanın yanında, masal gibi farklı anlatılardan da yararlanarak çağdaş bir öykü dili kurduğunu gösterir. (Uyar, 1973). 1973’te yayımlanan Dizboyu Papatyalar ise onun yalın anlatımının belirginleştiği önemli bir eserleridir. Kitapta sınıf farkı gözetmeksizin, yaşadıkları baskılara boyun eğmeyen bireylerin yaşadıkları çatışmaların hikâyelerini anlatır. İnsanların maruz kaldıkları baskıyı, gündelik hayatın içindeki küçük ayrıntılarla görünür kılar (Uyar, 1973).
Uyar’ın öykücülüğünde insanın iç dünyasına duyduğu ilgi, sonraki eserlerinde daha da derinleşir. Yürekte Bukağı, onun en önemli kitaplarından biridir. Sıkıyönetim döneminin atmosferinde yaşayan ve hayatın farklı alanlarında yüreklerine bukağı vurulmuş insanların hikâyelerini anlattığı bu eser, 1979’da Sait Faik Hikâye Armağanı’na layık görülür (Uyar, 1979).
Uyar’ın öykücülüğünde ikinci dönem olarak bilinen eserleriyle birlikte anlatım biçimi de değişir. Yaz Düşleri Düş Kışları, gündelik hayatın gerçekleri içinde yaşayan ve bu gerçeği değiştirecek düşler kuran insanları anlatır. Gerçek ile hayal arasında kurduğu görünmez köprü, bireyin yaşadığı hayatla arasındaki gerilimi görünür kılar. (Uyar, 1981).
Gece Gezen Kızlarla birlikte bu arayış farklı bir boyut kazanır. Masallardan yararlanma, metinler arası iç içe anlatılar kitabın belirgin özelliklerindendir. Yazar, bu eserde hikâye anlatmakla kalmaz, geleneksel masal dünyası ile modern insanın gerçekliğini yan yana getirerek farklı anlatı biçimlerinin birbirine dokunmasını sağlar (Uyar, 1983).
Yaza Yolculuk, Uyar’ın öykücülüğünün ulaştığı önemli duraklardan biridir. Bu kitapla 1987’de Sait Faik Hikâye Armağanı’nı ikinci kez kazandı. Böylece Yürekte Bukağı ile başlayan ödüllü öykücülüğü, yıllar içinde daha özgün bir anlatım çizgisine doğru ilerler. (Uyar, 1986).
Sekizinci Günah ise dil bakımından onun en dikkat çekici eserlerinden biridir. İkinci Yeni şiirinin dil anlayışını hatırlatan soyut, imge yüklü zengin bir anlatım kullanır. Böylece öyküde, kelimenin ve çağrışımın başlı başına bir anlam alanı olduğunu gösterir (Uyar, 1990).
Otuzların Kadınında kadın, yaş, değişim ve bireyle kurduğu ilişki öne çıkar. Aramızdaki Şeyde ise gözlem ve yazarın kendi yazma serüveni daha belirgin bir hâle gelir (Uyar, 1992). 2002’de yayımlanan Güzel Yazı Defteri ise onun son öykü kitabıdır. Kitapta dostluk, aşk ve ihanetin yıllar boyunca biriktirdiği duyguların zaman içinde nasıl değiştiğini anlatır. Uyar’ın öykücülük serüveninin son halkasını oluşturan bu eser, 2002 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazanır (Uyar, 2002).
Öykücülüğünün yanında günlükleri de onun edebî kişiliği açısından büyük önem taşır. Günlerin Tortusu, Yazılı Günler, Gündökümü, Tanışma Günleri/Anları ve Yüzleşmeler gibi günlüklerinde yalnızca kendi hayatını değil, içinde yaşadığı edebiyat çevresini, yazarlık serüvenini ve dönemin kültürel atmosferini de kayda geçirir (Uyar, 1985).
Tomris Uyar ve Yol Arkadaşları
Uyar’ın bağımsızlığına düşkün mizacı, özgürlüğünden ödün vermeyen tavrı ve hayat karşısındaki duruşu, yalnızca yaşamına değil, satırlarına da yansır. Belki de bu yüzden, hayatına giren insanlar kadar hayatına girmesine izin vermedikleri de onun hikâyesinin bir parçasıdır. Onun hayatına girenlerden ilki Ülkü Tamer’dir.
Uyar’ın ilk büyük aşkı, henüz gençlik yıllarında tanıştığı şair, çevirmen ve yazar Ülkü Tamer’di. Kolej sıralarında başlayan yakınlıkları, mezuniyetin hemen ardından evliliğe dönüştü. Belki de hayatı henüz tanımaya başlayan iki genç insanın, birbirlerine duydukları sevginin bütün zorlukları aşabileceğine inanmasının hikâyesiydi bu.
Daha sonra Uyar’ın Cemal Süreya ile yolları kesişti. İlk karşılaşma Ankara Sanatseverler Derneği Lokalinde oldu. Bu, Türk edebiyatının en tutkulu aşk hikâyelerinden birinin başlangıcıydı. Süreya’nın ona olan sevgisi, önüne çıkan her şeyi dönüştüren bir fırtına gibiydi. Zira Uyar’ın özgür ruhu, zekâsı ve hayat karşısındaki bağımsız tavrı şairi derinden etkilemişti. Ancak tutku ve kırılganlığın iç içe geçtiği bu ilişki yaklaşık üç yıl kadar devam edebildi. İlk başta tutkuyla başlayan bu hikâye, nihayet iki güçlü karakterin birbirini yormasıyla son buldu.
Bundan sonra Tomris, Turgut Uyar ile bir araya geldi. Turgut da tıpkı Tomris gibi hayatında önemli kırılmalar yaşamış, ilk evliliğini geride bırakmıştı. Ankara’dan İstanbul’a taşınan şair, çocuklarıyla birlikte hayatında yeni bir sayfa açmaya hazırlanırken Tomris’le yolları kesişti. Önce şiir üzerine konuştular. Sonra mektuplaştılar. Bu mektuplarda aşktan çok edebiyat vardı. Tomris yıllar sonra bu dönemi şöyle anlatacaktı: “Önce şiir üzerine mektuplaştık. O mektuplar hâlâ bende; genellikle onun şiir hakkındaki düşünceleri ve benim onun dizeleri üzerine yaptığım eleştirilerden oluşuyordu.”
Şiir estetiğiyle başlayan bu yakınlık, zamanla derin ve sarsılmaz bir sevgiye dönüştü ve 1969 yılında evlenen çiftin Hayri Turgut adını verdikleri bir oğulları oldu. Tomris’in en uzun evliliği Uyar’la oldu. Şairin dizelerinde Tomris, yalnızca bir sevgili değil, hayatı anlamlandıran bir sığınak, bir ilham kaynağı ve bir yol arkadaşıydı.
Tomris, Uyar’la evlendikten sonra İstanbul’daki evleri, dönemin şair ve yazarlarının sık sık bir araya geldiği bir buluşma masası oldu. Bu masanın müdavimlerinden biri de Edip Cansever’di. Burada yapılan uzun sohbetler zamanla güçlü bir dostluğa dönüştü. Cansever’in Tomris’e karşı derin bir hayranlığı olsa da Tomris bu ilişkiyi hiçbir zaman romantik bir hikâye olarak görmedi. Aslında Cansever’in ölümünün ardından Tomris’in söylediği şu cümle, aralarındaki bağın derinliğini tek başına anlatmaya yeter: “Tek ihaneti, ölmesiydi.” (Sökmensüer, 2020).
Tomris Uyar’ın Vefatı
Evet, Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever… Türk şiirinin dört güçlü sesi. Her biri Uyar’ı başka türlü sevmiş, başka türlü anlamış ve başka türlü anlatmıştı. Ancak bütün bu hikâyelerin merkezinde duran kadın, hiçbir zaman yalnızca bir ilham perisi olmadı. O, kendi cümleleriyle var olan bir yazardı.
Nihayet zamanın çarkları onu da eskitti ve “Ben öykülerimle anılmak istiyorum, aşklarımla değil.” diyen Tomris Uyar, yılların ardından amansız bir hastalığa yakalandı. Uzun süre mücadele ettiği hastalığın ardından, 4 Temmuz 2003’te İstanbul’da hayata veda etti. Cenaze namazı Teşvikiye Camii’nde kılındıktan sonra Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Kaynaklar
Andaç, F. (2003). Gizli çekmece: Tomris Uyar üzerine söyleşiler. Dünya Kitapları.
Korkusuz, Ş. (2019). Tomris Uyar’a Duyduğu Platonik Aşk ile Edip Cansever. SEN ve BEN.
Ramazanoğlu, S. (2026). Dört şair bir ilham: Tomris Uyar. İNDEPENDET Türkçe.
Sökmensüer, Y. (2020, Haziran 6). Ben seni gizli sevdim, bilmedim âlem duyar. serbestiyet.com, https://serbestiyet.com/yazarlar/ben-seni-gizli-sevdim-bilmedim-alem-duyar-34879/
Uyar, T. (1971). İpek ve bakır. Bilgi Yayınevi.
Uyar, T. (1973). Dizboyu papatyalar. Bilgi Yayınevi.
Uyar, T. (1973). Ödeşmeler ve Şahmeran hikâyesi. Bilgi Yayınevi.
Uyar, T. (1979). Yürekte bukağı. Can Yayınları.
Uyar, T. (1981). Yaz düşleri düş kışları. Ada Yayınları.
Uyar, T. (1983). Gecegezen kızlar. Ada Yayınları.
Uyar, T. (1985). Günlerin tortusu. Ada Yayınları.
Uyar, T. (1986). Yaza yolculuk. Can Yayınları.
Uyar, T. (1990). Sekizinci günah. Can Yayınları.
Uyar, T. (1992). Otuzların kadını. Can Yayınları.
Uyar, T. (2002). Güzel yazı defteri. Yapı Kredi Yayınları.