Güz Ayazı

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.
Bağrı yaralanmış o taze gül, duydum ki sararmış,
Gölgesinde can verdiğim dikeni, şimdi ayaz sarmış.
Sığınmaz hiç kimseye bilirim, o dikbaşlı serkeş;
Ama toprağın altında sızlar onun için bu ateş.
Vaktiyle bir kurşun gibi saplanan o keskin rüzgâr,
Şimdi kendi vadisinde, kendi fırtınasını arar.
Yıkıldı sarp kayalıklar, dindi coşkun akan nehir;
Artık bir solgun yaprakta kendi izini izler yâr.
Ne mevsimler devrildi, ne yapraklar döküldü yollara,
Yine de uzanır elim, sığınacak bir dalı olmayan kollara.
Unutmak surlar örse de araya, taşlar ufalanır zamanla,
Sükûtum çığlık olur, susuşum harmanlanır bu amansız gamla.
Hangi bağın bağbanısın ki soldu baharın, bitti yazın?
Yüreğinde çınlar durur o hiç bitmeyen ince sızın.
Sen elini çeksen de benden, ben gölgenim adım adım;
Unutulmuş bir yemin gibiyim, dilinde hiç anmadığın o adım…
Zaman büktü o kırılmaz sanılan demir asayı,
Aynalar vurdu yüzüne, açtığın o derin yarayı.
Ben ki sarayında bir köleydim, sense tacı düşen şah;
Şimdi o tahtın enkazına bendendir çekilen en derin ah.
Gururun kilit vursa da kapına, sızdırmasın tek bir hece,
Duam gölge gibi korusun seni, çöktüğünde bu zifiri gece.
Yüzüme fırlattığın hançer, varsın paslansın bende gizlice,
Yaradan dokunsun kalbine, seni selamete çıkarsın ömrünce.