Halit Refiğ: Ulusal Sinemanın Usta Yönetmeni

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.
“Yorgun Savaşçı dizisinin karar tarihi 14 Ekim 1978 olup kuruma teslim edilişi Nisan 1983’tür. Ardından yakıldığı hikâyesi on yıl kadar konuşuldu. Nihayet, HBB televizyonunda aynı dizi yeniden gösterime gireceği gün TRT, elindeki kopyasını aynı gün ve saatte yayınladı. Maalesef nev’i şahsına münhasır bir olay.” (Türk, 2001, s. 237).
Bu ifadeler, Türk sinemasının büyük ustalarından fikir adamı, yönetmen, yapımcı, senarist, yazar ve danışman Halit Refiğ’e aittir. Kendisi, TRT’nin isteğiyle Kemal Tahir’in aynı adlı romanından uyarlayarak çekti Yorgun Savaşçı dizisini. O günün parasıyla ciddi bir meblağ harcanmıştı. Dizinin çekimleri tamamlandığı günlerde 12 Eylül 1980 darbesi oldu. Askerî cuntanın kurduğu geçici hükümet tarafından bu dizi sakıncalı bulunarak 1983 yılında yaktırıldı.
Doğumu, Eğitimi ve Sinema Hayatı
Halit Refiğ, 5 Mart 1934 tarihinde ailesinin bir iş dolayısıyla üç aylığına gittiği İzmir’de doğdu. Babası Cemil Bey, annesi İsmet Hanım’dır. Bir kız kardeşi vardır. Dedeleri, Balkan Harbi’nden sonra Selanik’ten İstanbul’a taşınmak mecburiyetinde kalan Refiğ’in çocukluk ve gençlik yılları İstanbul Nişantaşı’nda geçti. İlköğretim ve liseyi Şişli Terakki Lisesinde bitirdikten sonra (Boğaziçi Üniversitesi) Robert Kolej Mühendislik Bölümüne kaydoldu. Ancak Sinemacı olma fikri, onun bu okulu yarıda bırakmasına sebep oldu.
O, bu durumu şöyle anlatır: “O zamanlar Beyoğlu’nda Necip Erses’e ait, yabancı filmlerin dublajının yapıldığı bir stüdyo vardı. Ara ara yerli filmlerin işleri de yapılmaktaydı. 1952 yazında orayı buldum ve dedim ki ‘Ben burada ücretsiz çalışmak istiyorum.’ Ücretsiz teklifini duyunca beni işe aldılar ve bir yaz, sinemanın teknik altyapısını öğrenmeye çalıştım.” (Türk, 2001, s. 237).
Ardından Londra’da, BBC Türkçe Yayınlarında çalışan amca oğlu Mehmet’in yanına gider. Dört ay sonra şu kanaate varır: “Ben bu işe çekirdekten başlamalıyım. Bunun için de eğitimi bırakıp Türkiye’ye dönmeliyim ve askerliğimi yaparak doğrudan sinemada çalışmaya başlamalıyım.” (Türk, 2001, s. 237). Dediği gibi de yaptı. Askerliği sırasında İngilizce bilenlere Kore’ye gitme teklifi yapılınca, 1954 yılında yedek subay olarak Kore’ye gitti ve ilk amatör filmlerini de Kore ve Japonya’da çekti.
Asker dönüşü, Ankara’da Metin Toker ile tanıştı ve onun çıkarttığı bir dergide yazarlığa başladı. Ardından İstanbul’a döndü ve Lütfi Ömer Akad, Atıf Yılmaz gibi ustalarla tanıştı. Bir yıl sonra Atıf Yılmaz’dan senaryo yazarlığı ve rejisör yardımcılığı teklifi aldı. 1957 yılında Yılmaz’ın Yaşamak Hakkımdır filminde asistan oldu. Ardından Yasak Aşk filmiyle ilk defa yönetmen koltuğuna oturdu. 1963’te, Şehirdeki Yabancı, 1964’te Gurbet Kuşları ve Bir Türk’e Gönül Verdim filmlerini çekti. Bu filmler, Moskova, Yeni Delhi ve Sorrento Film Festivallerinde ödüller aldı. Ayrıca Gurbet Kuşları filmine de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü verildi (Bangir, 2021).
Filmlerinde toplumsal gerçekçi konuları işleyen Refiğ, ilk defa Batılı sinema anlayışına karşı Ulusal Sinema fikrini savundu. O, bu fikriyle Yeşilçam’ı küçük gören Batı hayranı aydınlara karşı Türk sinemasının halkın ihtiyaçlarından doğduğunu, Batı sineması gibi bireysel sorunları ön plana çıkarmak yerine toplumun meselelerini dile getirme ihtiyacının bir neticesi olduğunu söyledi. Köşe yazılarında savunduğu bu fikirlerini daha sonra Ulusal Sinema Kavgası (Bangir, 2021) adlı kitabında topladı.
Tarihler, 70’li yılları gösterirken ülke hem ekonomik olarak hem de siyasi bakımdan dibe vurunca Yeşilçam da bundan etkilendi. Meseleyi erken fark eden Refiğ, televizyon dizilerine yöneldi. İlk olarak TRT’ye çektiği Aşk-ı Memnu dizisiyle dikkatleri üzerine çekti ve ardından TRT’nin danışman kuruluna seçildi. Bu arada İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (İDGSA) Film Arşivinin ilk defa başlattığı sinema kurslarında öğreticilik yapmaya başladı. 1975’ten itibaren de bu kurumun Sinema-TV Enstitüsünde (Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV Bölümü) öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bu üniversite kendisine 1997 yılında Onursal Profesörlük (Bangir, 2021) ünvanı verdi.
Ulusal Sinema ve Halit Refiğ
Usta sanatçı Halit Refiğ bir yönetmendir, yapımcıdır, senaristtir, yazardır, danışmandır. Fakat onu Türk sinemasının büyük ustalarından biri yapan faktör, fikir adamı olmasıdır. O, Türk sinemasının özgün bir dili olması gerektiğini savunan neredeyse tek yönetmendi. Çektiği filmleri ve yazdığı senaryoları bu düşünce üzerine oluştu. Ulusal Sinema hareketinin öncülerinden olan bu isim, medeniyetimizi temel alan eserleriyle dikkat çekti. Karşısına çıkan her türlü zorluğa rağmen kameranın kayıt tuşuna basmaktan vazgeçmedi. O usta bir yönetmen olarak, kendi film dilini beyaz perdeye ustaca aktarmayı başardı.
Ulusal Sinema hareketinin öncü isimlerinden olan Halit Refiğ’in yönetmenlik serüveninde her daim yanında olan eşi Gülper Refiğ, VAV TV’de yayımlanan Millet Kıraathanesinde şöyle anlatmış: “Onu en çok etkileyen şey, tasavvuf yolu idi. Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlânâ gibi isimlerin insanlık ve Türkiye için tek yol olduğuna inanıyordu. Onun bu düşüncesi 19 yaşında Yunus Emre’yi tanımasıyla başlamış.”
Usta yönetmenin filmlerindeki temel mesele, ülkemizin kangren olmuş ve çözülememiş problemlerini dile getirmekti. Filmlerinin konusu ise toplum, Anadolu kadını ve Batılılaşmaya çalışırken kendi değerlerini unutmaya yüz tutan insanlardı. Onun bu hususiyetlerini eşi Gülper Hanım şöyle açıklamış:
Onun en çok üstünde durduğu konu, kadın meselesiydi. Karadeniz kadınını düşünün. Tarlada işini yapar, çocuğuna bakar, ineğini sağar, yemeğini yapar, yüzü güler ve şen şakraktır. Bir de o ilk filmlerinden itibaren alaturka ve alafrangayı birlikte işledi. Çünkü eğer âdetinizi, geleneğinizi değiştirirseniz yüzergezer bir tip olursunuz. Bugün hâlâ bu dram yaşanıyor. Bu ülkenin o kayıp, görülmek istenmeyen büyük değerinin farkındaydı. Son kitabının adını da bu yüzden “Tek Umut Türkiye” koymuştu.
Halit Refiğ, Türk sinemasına sadece filmleriyle değil düşünceleriyle de dikkat çekti. Türk sinemasında sıkça konuşulan Ulusal Sinema hareketinin öncülerinden ve bu düşüncenin en önemli kuramcılarından biriydi. Ulusal Sinema, adından da anlaşılacağı üzere Türk toplumunun tarihî, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını merkezine alıyordu. Refiğ, Anadolu’nun, Batı kültüründen tamamen farklı olduğu ve bu özgünlüğün Türk sinemasında da kendisini göstermesi gerektiğinin altını çizdi.
Ulusal Sinema filmleriyle, Doğu-Batı farklılığını göstermeye çalıştı. Bu iki kavram arasına sıkışmış toplumların, tarihî süreçte nasıl ilerleyip ne noktaya geldiğini anlattı. Modernleşme adı altında benliğini yitirmeye yüz tutmuş insanları anlatırken medeniyetimizin asıl zenginliğimiz olduğunu vurguladı. O filmlerini bir gaye üzerine kurdu. Bunu yaparken de hiç kimseye, kuruma bağlı kalmadı. Sipariş eserler yapmaktan kaçındı. Sinemada tutunmak, fikirlerini seyirci ile buluşturmak için büyük bir çaba sarf etti. Bu amaçla çıktığı yolculuğu eşi Refiğ şöyle anlattı: “Refiğ, bir dava adamı olduğu için devlerle savaşmak mecburiyetindeydi. Batı’ya meydan okuyup, ben senin istediğin filmleri değil kendi istediğim filmleri düşünüp yapacağım dediğin zaman o değirmen ile savaşacaksınız.”
Usta sanatçının savunduğu Ulusal Sinema hareketinin karşısında yer alan Sinematek Derneği, Türk sinemasını az gelişmiş olarak nitelendiriyordu. Sinematek’e göre Ulusal Sinema anlayışıyla çekilen filmler, yoz bir kitle kültürünü temsil ediyordu. Dernek, özgün bir ulusal sinema dili oluşturmak yerine dünya sinemasının benimsediği evrensel temaların işlenmesi gerektiğini savunuyordu. Bu nedenle yerlilik vurgusu yapan ulusal sinemacılar eleştirilerin odağında yer alıyordu. O dönemde bir yönetmenin kendi sinemasını inşa etmesi gerçekten cesaret istiyordu. Usta sanatçının bunu büyük ölçüde tek başına başardığını söylemek mübalağa olmaz. Bu yüzden dönemin medyatik gazetecileri ve televizyoncuları, onu övmeye cesaret edemiyordu. O ise onların bu tavrına kızmak yerine, “Ne yapsın zavallılar? Benim yüzümden aç, sefil, parasız mı kalsınlar?” diyordu.
Sinematekçiler, usta sanatçıyı Avrupalılar gibi sinema yapmadığı, kendi kültürünü, inancını ve insanını merkeze aldığı için eleştiriyorlardı. O ise bu durumu, “Kimileri çok küçük avantajlar için, kimileri de aklını kullanamadığı için; bazıları da herhâlde metazori yapıyorlar.” sözleriyle açıklıyordu.
Halit Refiğ, 1977’de ABD’de Wisconsin Üniversitesinde The Intercessors, 1984’te Ohio Denison Üniversitesinde In The Wilderness adlı filmleri gerçekleştirmiştir. Yaptığı 60’ı aşkın filmle çok sayıda ödül kazanmış; filmleri Amerika, Asya, Avrupa ve Afrika’da düzenlenen çeşitli şenlik ve gösterilerde Türkiye’yi temsil etmiştir. Kısa ömrüne çok şey sığdıran Refiğ, toplamda 61 filmin yönetmenliğini üstlenmiş, 49 filmin senaryosunu bizzat yazmıştır. Bunların yanında danışmanlığını ve yapımcılığını üstlendiği film ve diziler de vardır.
Kaynaklar
Bangir, F. (2021, Ocak 15). Ulusal Sinema Fikrinin Öncü İsmi: Halit Refiğ… Kobi Yasam.
Türk, İ. (2001). Halit Refiğ- Düşlerden Düşüncelere Söyleşiler. Kabalcı Yayınevi.