One Trick Pony

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.
Paul Simon’ın “One Trick Pony” diye bir şarkısı var. İngilizcede “Tek numarası olan midilli” demek. Yani gösteri zamanı geldiğinde elinden sadece bir numara gelen, onu da her seferinde aynı şekilde tekrarlayan sevimli hayvan…
Bazen düşünüyorum da insanın kendisini anlatması için bundan daha münasip bir mecaz bulunabilir mi?
Benim şarkıyla ilk karşılaşmamın ardından zihnimde beliren çağrışım, nedense doğrudan kendimle ilgili oldu. Etrafıma, biraz daha genişletirsem bilim, sanat, kültür ve spor dünyasına baktığımda, yetenekleriyle dikkat çeken insanları görüyorum. Kimi bir müzik aletini öyle çalıyor ki insan, “Ben bugüne kadar ne yaptım?” diye kendi kendine sormadan edemiyor. Kimi bir kitabı öyle yazıyor, kimi bir resmi öyle çiziyor, kimi bir topa öyle vuruyor ki insanın elindeki bütün meziyetler birdenbire kıymetini kaybediyor.
Sonra dönüp kendime bakıyorum.
Benim de bir numaram var elbette: Biraz okuyup yazmak…
Fakat mesele şu ki bu numara, öyle her akşam seyirciyi ayağa kaldıracak cinsten değil. Üstelik gösterinin sonunda şapka da dolaştırılmıyor. Yıllardır aynı numarayı yapıyorum. Biraz okuyorum, biraz yazıyorum, sonra yine okuyup yine yazıyorum. Arada bir de “Acaba başka bir şey yapabilir miyim?” diye düşünüyorum. Bu düşüncenin kendisi bile başlı başına bir faaliyet sayılabilir belki fakat ne yazık ki henüz meslekler ve hobiler kataloğunda böyle bir başlık açılmadı.
İnsanın kendisini başkalarıyla mukayese etmesi zaten başlı başına tehlikeli bir iştir. Hele etrafınızda kabiliyetli insanlar varsa…
Bir bakıyorsunuz, bir arkadaşınız marangoz. Fakat öyle sıradan bir marangoz değil; ağaca baktığında bizim göremediğimiz bir şeyi görüyor. Bizim için tahta olan şey; onun için masa, sandalye, kapı veya belki de bir sanat eseri. Bir başkası kunduracı. Deriye, dikişe, tabana ve kalıba bakıyor; ortaya insanın ayağına giyebileceği bir şey çıkarıyor. Bir diğeri elektrikten anlıyor. Evde bozulmuş bir cihazı eline alıyor, biraz kurcalıyor ve cihaz yeniden hayata dönüyor.
Ben ise aynı cihaz bozulduğunda önce fişini çekip tekrar takıyorum.
Olmadı mı?
Bir daha çekip takıyorum.
Bu da bir çeşit teknik bilgi sayılır mı, bilemiyorum.
Malum, eskiler insanın hayatını düzenlemek için güzel tavsiyeler verirler: “Bir mesleğiniz, bir de meşguliyetiniz olsun.”
Meslek kısmını hamdolsun bir şekilde hallettik. Geçimimizi sağladığımız bir işimiz var. Fakat meşguliyet kısmında durum biraz karışık.
Hobi denilen şey, benim hayatımda uzun zamandır misafir sanatçı gibi duruyor. Bir ara geliyor, biraz oturuyor, sonra sessizce kalkıp gidiyor.
Araba tamiri deseniz, kaputu açınca motor bana bakıyor, ben motora… İkimizin de birbirimizden bir şey beklediği yok.
Elektrikli ev aletleri konusunda da durum farklı değil. Bir cihaz bozulduğunda içindeki parçaların ne işe yaradığını anlamaya çalışmak yerine, cihazın kendi kendine düzelmesi için ona biraz zaman tanımanın daha medeni bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
Bahçe işlerine gelince…
Toprağın insana iyi geldiğini söylerler. Doğrudur. Fakat toprağın da insandan bazı beklentileri var. Sulamanızı, budamanızı, çapalamanızı, ilgilenmenizi istiyor. Benimle toprak arasındaki münasebetin en büyük problemi de burada başlıyor. Ben daha çok seyretme tarafındayım. Toprak ise eylem istiyor.
Spor deseniz, seyretmekle yapmak arasındaki o meşhur fark…
Müzik deseniz, dinlemek başka, icra etmek bambaşka.
Dolayısıyla hayatın pek çok sahasında seyirci koltuğunda oturmayı tercih etmişim. Sahneye çıkmaya niyetlendiğim zamanlarda da gösterinin ortasında sahne görevlisinin gelip “Beyefendi, sizin numaranız bu akşam programda görünmüyor.” demesinden çekinmiş olabilirim.
Gerçi zaman zaman “Tek numarayı ikiye çıkarabilir miyim?” diye düşündüğüm hatta bunun için biraz çırpındığım da oldu.
Olmadı değil.
Fakat netice itibarıyla, elli yılın sonunda insanın elindeki numaraların dökümünü yapması gerekiyor. Bende durum pek parlak görünmüyor. Bir numara var; o da biraz okuyup yazmak. İkincisini eklemek için epey uğraşılmış fakat gösterinin afişine hâlâ “İki numaralı gösteri” yazılamamış.
Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Peki, bu kadar az numarayla yaşamak insana hiç rahatlık sağlıyor mu?
Doğrusu, tam olarak bilmiyorum.
Bir taraftan bakınca, insanın kendisini her alanda ispat etmek zorunda olmaması bir rahatlık. Her şeyi bilmek, her şeyi yapmak, her konuda maharet göstermek zorunda değiliz. Dünyada herkesin marangoz, kunduracı, müzisyen, sporcu, bahçıvan veya tamirci olması gerekmiyor. Birilerinin de kitap okuyup yazması lazım.
Fakat insanın kendi hayatına dönüp baktığında, “Acaba biraz daha fazlasını yapabilir miydim?” diye sorması da kaçınılmaz.
İnsanın pişmanlıkları biraz da yapamadıklarının envanteridir.
Benimki de kabaca şöyle bir şey olsa gerek:
Şunu öğrenebilirdim.
Bunu yapabilirdim.
Bir müzik aleti çalabilirdim.
Biraz spor yapabilirdim.
Bir şeyler tamir edebilirdim.
Belki bir bahçe dolusu çiçek yetiştirebilirdim.
Belki…
İnsan yaş aldıkça “belki”lerin sayısı artıyor. Gençken önünüzde bir sürü ihtimal var. Yaş ilerledikçe ihtimallerin bir kısmı sessizce kapanıyor. Sonra insan, geriye dönüp bakarak kendi hayatının yapılmamış işler listesini çıkarıyor.
Galiba burada da bir haksızlık var.
Çünkü insan kendisini hep başkalarının tamamlanmış hâliyle kıyaslıyor. Başkasının sahnedeki performansını görüyor, kendi kulisindeki dağınıklığıyla mukayese ediyor. Başkasının ustalığını görüyor, kendi acemiliğini hatırlıyor. Oysa kimsenin hayatı sadece sahnede geçen bölümden ibaret değil.
Belki de “One Trick Pony” meselesine başka türlü bakmak gerekiyor.
Tek numarası olan bir midilli olmak, numarasız olmaktan daha iyidir.
Üstelik o numarayı yıllardır yapabiliyor olmak da az şey sayılmaz.
Benim numaram biraz okumak, biraz yazmaksa, varsın öyle olsun. Dünyayı değiştirecek bir gösteri değil belki ama insanın kendi dünyasını anlamasına yarayan küçük bir eğlence sayılabilir.
Hem sonra herkesin iki, üç, beş numarası olsa, ortalıkta numara kalmazdı.
Birilerinin de tek numarayla idare etmesi gerekiyor.
Şarkıyı her dinlediğimde kendimi böyle avutuyorum.
Meğer yalnız değilmişim.
Tek numarası olanların sayısı, hakkında şarkı yazılacak kadar çokmuş.
Ben de onlardan sadece biriyim.
Olsun.
Hiç numarası olmamaktan iyidir, değil mi?