BÖLÜM 2 · 9 EKİM
Bu sırada 2-3 kadın, çadırın girişine yaklaştı. Tam da o sırada çadırın içinden “Anaam, anam! Ayım, güneşim, anacığım! Bizi bırakıp da gittin mi? Canım anaam!” şeklindeki feryatlar arasında yüksek sesle ağlama sesleri duyuldu. İçeriden ve dışarıdan birbirine karışan ağıtlar, feryatlar küçük kızın bir kulağından girip öbür kulağından çıkarken başını döndürür gibi oluyordu. Kız, daha önce görmediği bu manzara karşısında ne yapacağını bilemez bir hâlde ortalıkta dikilip kalmıştı. O sırada çadırdan çıkan ve orta yaşlara yakın bir kadın, küçük kızı görünce:
“Aa, annem size her gün süt getiriyordu, değil mi? O, bugün vefat etti! Kabını bana ver. Bundan sonraki günlerde sütü gelip kendiniz alın. Bizim vaktimiz olmaz, tamam mı kızım?” diyerek kızın elindeki kabı alıp bahçe kapısından içeri girdi.
Küçük kız, çadırın kapısının üzerindeki anneannesine benzeyen fotoğrafın, şu her zaman korktuğu ihtiyar kadına ait olduğunu anladı. Fotoğrafa yeniden baktı. Kadının gözleri kızın gözlerine dikildi. Kız, bu sefer ondan korkmadı. Aksine oldukça yakın biri gibi içinden üzüldü. Bu sırada içeriden elinde süt kabı olduğu hâlde deminki kadın çıktı. Kızın eline tutuşturduktan sonra telaşlı hâliyle geri döndü.
Ortalığı kaplayan ağıt ve ağlama seslerinden biraz ürken küçük kız, çeşitli düşünceler içinde evlerinin yolunu tuttu. Hayatında ilk defa ölüm ile ömür arasında ne tür şey yaşandığı konusunda düşünceler geçti aklından. Az önce çadırın önünde gördüğü manzara, etrafı kaplayan yeni kar misali, aklından yeni düşüncelerin geçmesine vesile olmuştu. “Demek ki insanlar ölünce böyle oluyormuş!” diye düşündü. Artık annesinin masallarından dinlediği ve kendi zihninde canlandırdığı “Aydaki ihtiyar kadın”ın, herhangi bir tehlikesi olmayan bir masal kahramanı olduğunu anladı.
Bu düşünceler içinde ilerlerken bir anda ayağı kayan küçük kız, elinde sıkı sıkı tuttuğu süt kabının düşmesine engel olamadığı gibi kendisi de birlikte yuvarlandı. Bembeyaz süt, kaşla göz arasında bembeyaz karlara karışarak gözden kayboldu. Kız, olduğu yerde oturup kaldı ve uzaktan az da olsa kulağa gelen ağıt sesleri arasında ağlamaya başladı. Aslında o, süt için ağlamıyordu. Küçük kardeşinin karnını annesi gelene kadar bir şekilde doyururdu. Küçük kız, her gün hemen hemen aynı saatlerde evlerinin kapısını çalarak, şefkatli sesiyle süt getirdiğini söyleyen ihtiyar kadının artık gelmeyecek olmasına ağlıyordu. İhtiyar kadın, az önce kara karışan beyaz sütle birlikte bir daha geri dönmeyecek şekilde kaybolmuştu.
Cumagül BARKTABASOVA
1975 yılında Kırgızstan’ın Narın Bölgesi Tiyan-Şan ilçesi Taşbaşat köyünde dünyaya gelmiştir. Isık Göl Üniversitesi Kırgız Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olduktan sonra gazetecilik yapmaya başlamıştır. Çeşitli gazetelerin bölge temsilciliği, bazı kurumlarda basın sözcülüğü yapmıştır. “Dilim Aytat” (Gönlüm Söyler) isimli şiir ve nesir eserlerinden oluşan bir kitabı vardır.
Айдан түшкөн кемпир
Жумагүл БАРКТАБАСОВА
Кемпир бул үйгө күнүгө эртең менен сүт көтөрүп келе турган.
-Балам, ач эшикти, сүт алып келдим, кагылайын,- деп ичкери жакты каалганын тешигинен шыкаалаган байбиче тестиер кыз үй ичинен эшик ачпай турганын сезсе да, кыз анын келгенин билсин деп, үнүн бийик чыгара жылуулук көзгө үйлөп турган үйдүн ичин карайт. Кыз чуркап келип, эшикке жолобой каалга тарапты карап катып калганын көрөт да, ыраазы болгондой бөтөлкөгө куюлуп, оозу бекем жабылган сүттү каалганын жанына таштап артка кайтат.
Кыз аны айнек аркылуу гана аркасынан көрчү. Бели бекчейип жүгүнгөн келиндердей эңкейип катып калган кемпирди аркасынан узата карап, анан гана эшик алдында жаткан бөтөлкөнү алып, ичкери кирип кетчү. Андыктан, кыз кемпирди такыр эле бет маңдайынан, жакындан көргөн эмес. Кээде ал кечиккенде терезеге жакын барбай, боюн алысыраак кармап, акырын карачу. Анан ал жакын жерде көрүнбөгөнүн билген соң, айнекке жабыша калып ал келе жатканын алыстан көргөндө, байкап калбасын дегенсип, терезенин жанындагы олтургучтан секирип түшөр эле.
Эмнегедир, ушул кемпирди апасы айтып берген жомоктогу айда жашаган кемпирге окшото берет. Айда карарып көрүнгөн так чындап эле кум санап олтурган кемпирге окшош эмеспи. Ошол жомокту уккан соң кыз кээде ал ошол кумдун ар бир күкүмүн санап бүтсө эле жерге жетип келчүдөй коркуп да кетчү. Кийин ошол кемпир күнүнө бир маал жерге түшүп, анын бөбөгү үчүн сүт таштап кеткендей туюла берет.
Анан калса байбиченин кийген чапаны сары барчадан болгодуктан, жалтырап, күнгө чагылышып, алтын менен шөкөттөлгөнсүп көрүнөт. Башындагы жоолугу да сары, таянган таягы да саргыч тартып, атайлап ушул өңдү жактырып тандап алгандай туюлат. Балким, чындап эле ошол өңдү жактырар, ким билсин?