Tefrika
Her sabah bir bölüm

Ceket

  1. 1
  2. 2
  3. 3
  4. 4
  5. 5

BÖLÜM 5 · 7 EKİM

– Var anne, var. Tamam, daha iyiyim. İnsan korkuyor işte. Başkalarına söylerken ne de kolaymış. “Metanetli ol. Dua et. İnanırsan olur.” demek. Başa gelince insanın feleği şaşıyor. Yıllardır insanlara söyleyip durduğum şeyler kendime işlemiyor.

Karşısındakiyle konuşuyormuş gibi değil de özeleştiri yapıyormuş gibiydi. Annesinin odadan çıktığını da bu yüzden fark edemedi. Sararmış yüzünde gezinen parmakları ağrıdan zonklayan şakağında mola verdi. Daldığı yerden çektiği bakışlarını kocasına çevirdi.

– Eee, Hasan’ım! Nihayet baş başa kaldık. Gel seninle dertleşelim. Ben ev işlerinden, sen ekmek derdinden vakit bulup konuşamıyorduk. Akşam olup da el ayak çekilince değil konuşup dertleşmek, oturduğumuz yerde sızıp kalıyorduk.

Düşünceleri odaya hemşirenin girmesiyle dağıldı. Nöbetçi hemşire olduğu, uykusuz gözlerinden, bir an önce işini yapıp nöbet yerindeki rahatsız sandalyesine dönmek isteyişinden anlaşılıyordu. Orta yaşını geçmiş bu sarışın hemşire küt kesilmiş düz saçlarını sallaya sallaya “Hastamız nasıl? Bir değişiklik gözünüze çarptı mı?” dedi sırf laf olsun diye. “Bir değişiklik olursa muhakkak haberimiz olsun.” diye on kere tembih eden kendisi değilmiş gibiydi. Olsaydı zaten haber verilirdi. Elindeki dosyaya bir şeyler kaydetti monitöre bakıp. Zehra kenara çektiği sandalyesinden hemşireyi seyrediyordu. Onun bir sonraki adımını gözü kapalı olduğu hâlde söyleyebilirdi eski bir hemşire olarak.

– Bir değişiklik olursa hemen bana seslenin.

– Peki.

Yatağa baktı. Kocasından tarafa bakmaya çekiniyor muydu, cesareti mi yoktu bilemedi. Korkudan da olabilirdi. Onu o hâlde görmeye dayanamıyordu. Bütün cesaretini toplayıp tüm korkularına rağmen dikkatlice baştan ayağa kocasını süzdü. Başının tamamı beyaz bir sargıyla iyice sarılmıştı. Sargının bittiği yerde yalnızca ucu görünen bir tutam saç vardı. Kurumuş kan o bir tutam saçı sertleştirmişti. Alnında ve şakaklarında yine kurumuş kanlar göze çarpıyordu yer yer. Yüzünün belli bölgelerinde morluklar ve şişlikler mevcuttu. Ağzında oksijen maskesi olduğundan o kısımlar görünmüyordu. Beyaz çarşafın altında hafifçe inip kalkan göğsü belli oluyordu. Orada da monitöre bağlı kablolar vardı. Sağ kolu ve iki ayağı alçıdaydı. Doktor omurilik, kaburga ve boyunda herhangi bir sorun olmadığını söylemişti. Beyin kanaması veya iç kanama da yoktu. İyiye işaretti. Sadece uyanmasını bekleyeceklerdi.

– Eee, Hasan! Nerede kalmıştık. Dertleşiyorduk.

Eşinin sol tarafına geçip eşinin elini iki avucunun arasına aldı. Hafif üşümüş parmaklarını kendi sıcaklığıyla ısıtmak istedi.

– Bilmiyorum şimdi nasıl bir âlemdesin. Muhtemelen derin bir uykudasın ama duyduğuna eminim. Şu anda özel bir hastanenin küçük bir odasındayız. Paramızın az olmasına rağmen neden özele geldiğimizi tahmin edersin. Fark edilme riskini göze alamadım. Yıllardır birlikte kalabilmişken etraftan borç alma pahasına bile olsa tedavinin burada yapılmasına karar verdik. Merak etme, kuzeninin kimliği ile kayıtlısın. Sağ olsun hiç tereddüt etmedi. Hele sen iyi ol gerisini hallederiz. Annemler arkamızda her zaman olduğu gibi. Az önce buradaydı fark etmişsindir. Betül iyi. Dedesiyle. Bir şey demedik ona. İşi uzamış dedik. Uzadı. Yalan da değil. O, alacağı şekerin, gofretin derdinde.

Kızını düşününce bir tuhaf oldu. Eğer kötü bir şey olursa kuzucuk babasız ne yapardı. Ya kendisi. Ağlamaya başladı hıçkıra hıçkıra. Sakinleşinceye kadar ağladı. Rahatladı. Duvardaki büyükçe saate baktı. Vakit öğleye yaklaşıyordu. Annesi biraz sonra gelirdi. Başının zonklaması, midesinin gurultusu, monitörün sesi birbirine karışıyordu.

Daldığı âlemden onu hızlıca çekip çıkardı mekanik gürültüler. Monitörden gelen aralıklı seslerin ritmi bir an değişti. Hızlı bir hareketle ellerini eşinin elinden çekti. Ayağa fırladı. Hemşire gelsin diye çağrı düğmesine arka arkaya bastı.

Tefrika tamamlandı: 5 bölümün hepsi açık.

Diğer tefrikalar