BÖLÜM 3 · 5 EKİM
Dinleyemedi. Kulakları uğulduyordu. Kaza aynı kazaydı. Eşinin cansızmış gibi hareketsiz bedenini, hemen yanı başında inleyen yirmilerinde bir genç kızı, ileride üzeri acemice örtülmüş kanlı cesetleri hatırladı. Polis araçlarının farlarından çıkan ışıkların görünür kıldığı kana konup sonra uçan sinekler, rahatsız edici koku, insanın içini ürperten çığlıklar zihninde sağa sola kaçıştılar. Aklını toparlamaya çalıştı. Herkes bir o yana bir bu yana koşturuyor, biraz daha iyi olan kazazedeler diğerlerine yardım etmeye çalışıyordu.
– Bildim teyzem bildim. Kocam da o traktördeydi.
– Öyle mi! Kimlerdensin kızım sen?
– Yeşillerin geliniyim.
– Çok iyi bilirim. Rahmetliyle severdik birbirimizi. Senden iyi olmasın çok iyi kadındı. Erken göçtü. Dert işte!
– Oğlun nasıl teyze?
Artık konuşmayı sonlandırıp odaya dönmeliydi. Ama sormasa da ayıp olurdu. Belki de kocası o burada konuşmaya dalmışken çoktan uyanmıştı.
Çok şükür kızım. Allah çoluk çocuğuna bağışladı. Gelin başında. Ben de yüzümü gözümü yıkayayım diye geldiydim. Seni de alıkoydum.
– Estağfurullah. Ne demek. Allah hastalarımıza şifa versin.
– Âmin kızım, âmin. Sizinki nasıl?
– İyi olacak inşallah. İyi…
Sözünü tamamlayamadı. Boğazına bir yumru takılmıştı. Göğsüne çöreklenen acı biraz daha büyümüş onu nefessiz bırakmıştı. Dışarıya attı kendini.