BÖLÜM 1 · 3 EKİM
Birinci Bölüm
Hasan, toprak yoldan ağır ağır ve sarsıcı bir şekilde ilerleyen traktörün römorkunda, oturduğu kıyıcıktan, batmakta olan güneşi seyrediyordu. Bir gün daha bütün yükünü onun omuzlarına bırakarak akşama ermişti. Akşam ayazı onu römorkta olmanın da etkisiyle daha fazla üşüttü. Rengini güneşin soldurduğu, yer yer eprimiş ceketini bedenine daha bir sardı. Dikişten anlamadığı aşikâr biri sökülen yerleri acemice dikmiş, dikerken de büzüştürmüştü. Eşi aklına düşünce kendi kendine tebessüm etti. “Nereden bilsin sökük dikmeyi, yama yapmayı! Verirdik terziye olur biterdi. Daha da olmazsa yenisini alırdık.” Etrafındakilerin görmesinden çekinerek de olsa yeniden gülümsedi.
Birbirini tekrar eden günlerdi; sabah namazı ile başlayan, yatsıyla biten. Şeftali bahçesine vardıklarında güneş henüz doğmamıştı. Arada bir yemek molası vermişler, onun dışında hep çalışmışlardı. Canlarını dişlerine takmalarına rağmen bahçe sahibini memnun edememişlerdi. Ama helalinden kazanıyor olmanın vicdani rahatlığı, günün sonunda bedenî yorgunluğunu biraz olsun hafifletmişti. Ceketine biraz daha sarındı. Göz kapaklarına hafiften bir ağırlık çöktü. Bu, karşı konulmaz bir çağrıydı. Römorkta sarsılan, konfordan yoksun bedenini uykunun kollarına bıraktı.
Kafasında ve bedeninde şiddetli bir ağrı hissediyor ve anlam veremiyordu. Sanki bedenini çakıllarla dolu bir tarlada sürüklüyorlardı. Bütün vücudu demir bir tarakta taranıyordu. Etini kemiğinden ayırmaya çalışıyorlardı. Aklına kırkılan keçi kıllarının taraktan geçirilmesi geldi. Çok defa şahit olmuştu. Kılların taraktan geçirilmesi çocukluğunun en eğlenceli işiydi. Annesi büyükçe bir demir tarağı yaygının ortasına koyar ve eline aldığı bir tutam kılı tarağın üstüne yerleştirirdi. Sonra o bir tutamı tekrar tekrar zıt yönlere çekerdi. Bu işlemden sonra kıl, işe yaramaz ne kadar pislik varsa yapağı da dâhil hepsinden ayrılır, ip yapmaya daha müsait hâle gelirdi. İçinden “Rahmetli her şeyi bilirdi.” diye geçirdi. Şimdi taraktan geçirilen, sağa sola çekilen kendisiydi.
Acıdan kurtulabilmek umuduyla biraz hareket etmek istedi ama ne mümkün. Sanki köyün hemen yukarı tarafındaki Delik Kaya’nın altında kalmıştı. Üzerindeki yük öylesine ağır öylesine kıpırdamazdı. “Yarma kırılırken gördüğüm, iki taş arasındaki buğday tanesi miyim?” dedi. Taş, buğdayı nasıl kırıyorsa ağırlık da onu öyle eziyordu. Yarma deyince aklına ninesi düştü. Ninesiyle çok anısı yoktu. Başındaki ak tülbentiyle hatırladığı pamuk kadın, o henüz küçük bir çocukken göçmüştü bu âlemden. Buna rağmen dedesiyle ninesinin yarma çekişleri çok iyi hatırladığı anılardan biriydi.
Acıkmış ve susamıştı. “Yarma pişirse birisi rahmetli annesi gibi, içine pancar yaprağı doğrasa, yanına soğan kesse.” diye geçirdi aklından. Rahmetli, üniversitede iken bile mahrum bırakmamış, her defasında ona çaktırmadan valizinin bir köşesine sıkıştırıvermişti. “Ne gerek var!” derdi oysa Hasan. “Gerek varmış. Keşke çuval çuval koysaymışım kenara.”
Vücuduna cız cız batan bir şeyle düşüncelerinden sıyrıldı. Her ne ise diken diken, iğne iğne batıyordu. İğneyi bilirdi. Çok ameliyata girmiş, sayısız dikiş atmıştı. Ama bu iğneler! Canı çok yanıyordu. Küçükken bir keresinde dengesini kaybetmiş ve attan düşmüştü. Nasıl olduysa düşerken ayağı üzengiye takılı kalmıştı. Ürken hayvan var gücüyle o takılı yükten kurtulmaya çalışmıştı. Tabii koşarken Hasan’ı da sürüklemişti. Vücudunda kırıklar, ezikler oluşmuştu o hadisede. Bu, bin beterdi.
Üşüyordu. Ceketinin, kendisini daha sıkı sarmasını bekledi. Yıldızlar birer birer kayboldu. Her yer zifirî karanlığa büründü. Uzaktaki evlerin ışıkları birer birer söndü. Karanlıkla birlikte sesler yükseldi. İniltiler, çığlıklar, sağa sola koşturanların ayak sesleri kafasının içinde dolaştı. Bu seslerde bir anlam aradı. Sonra tüm sesler kesildi. Anlam veremediği biçimde acı da üşüme duygusu da yok oldu. Dalgasız bir denizde sırtüstü yüzüyormuşçasına boşluktaydı.
İkinci Bölüm
Tavanı oldukça yüksek ve mavi badanalı küçük odada ara sıra iç çeken iki kadından başka kimsecikler yoktu.
– Yeter ağlama kızım! Helak ettin kendini.
– Tamam anne. Ama…