SAYI 59 · HİKÂYE
EYLÜL 2026 · 1 EYLÜL

Mahrumiyetin Çocukları

İki bardak çay sürer · 5 dk

Metinden bir parça seç: altını çiz, kenarına not düş ya da kart yap.

Sarı saçları irsî değil, uzun yaz günlerini güneş altında geçirmesinin sonucuydu.  Şakaklarından çenesine kavis çizen ince tüyler, esmerleşmiş teninin üzerinde iyice belirgenleşmişti. Kış aylarının buğday tenli ve kumral saçlı çocuğu, temmuzun esmer yüzlü ve sarı saçlı çocuğu olmuştu artık.

Kırmızıdan vişne çürüğüne dönmüş tişörtünün altına giydiği siyah şalvarı tozdan görünmez hâldeydi. Ayaklarıyla bütünleşmiş plastik delikli gri ayakkabılarının tabanları, taşlara sürte sürte dümdüz olmuştu. Yaz sonuna kadar yırtılmazlarsa kışın karda kaymak için de kullanılabilirdi.

Tavuk kümesinin önüne vardığında nefes nefese kalmıştı. Etrafta kimseciklerin olmadığını fark ettikten sonra kümesin kapısından içeriye baktı. Kapıdan içeri süzülen ışığın etkisiyle kümesin arkasında birkaç yumurta beyazlığı gördü. Ellerinin yetişmesi imkânsızdı. Hemen eve koştu. Dedesi öğle uykusuna dalmıştı. Onun başı kıvrımlı bastonunu usulca alıp kümese doğru tekrar koştu. Bastonun yere basan kısmından kavrayıp oval başlığı ile yumurtaları kendine doğru çekti. Annesi görse kızar ve ertesi günün kahvaltısı olacak yumurtaları almasına engel olurdu.

Operasyonun ilk adımı başarı ile tamamlanmıştı. Tişörtünün ön kısmını göbeğine doğru ters çevirip kese hâline getirdi ve aldığı yumurtaları oraya koydu. Keseyi eliyle sıkıca kavrayıp avlu duvarının köşesini döndü. Duvar dibinde arkadaşını beklemeye koyuldu. Vakit öğleyi biraz geçmişti. Güneş tam tepedeydi. Bu vakitte işi olmayan dışarı çıkmazdı. Hayvanlar bile gölge yerlerde dinlenmeye geçmişlerdi. Bir eliyle tişörtün ucunu tutarken diğer elini gözlerine gölge yapıp arkadaşını bekliyordu. Arkadaşının sağ salim gelip gelmeyeceğini merak ediyordu.

O sırada arkadan kısık sesle “Selo, Selo!” diye bir ses duydu ve hemen arkasına dönüp baktı. Belli ki arkadaşı Memo da tenha yolları seçip yanına gelmişti. Memo, kucağında dört beş tane lastik ayakkabı getirmişti. Mavi tişörtünün önünde, yediği kavunun suyundan lekeler oluşmuştu. Belinden sarkmış pantolonunu ancak bir iple tutturabilmişti. Kavruk ama yakışıklı yüzü ile Selo’ya baktığında başarmanın tebessümü belirdi çehresinde.

Yakalandıklarında en fazla azar işitecekleri operasyonun ilk etabı geride kalmıştı. Sıra, artık   Muzo ve çetesini atlatıp dondurmacıya ulaşmanın planını yapmaya gelmişti.

Yaş ortalaması yaklaşık on iki olan Muzo ve çetesi, dondurmacının, satışını yapmak üzere durduğu meydana gelen tüm yolları kesmişti. Belli noktalara koyduğu adamlarıyla güçlerinin yettiği çocuklardan yumurta, lastik ayakkabı, buğday, nohut ve bozuk paraları alıp haraç kesiyorlardı. 

Mahrumiyetin çocukları bir dondurma ile mutlu olabilmenin mücadelesini verirken, bir de akran zorbalığı yaşıyorlardı. Güneşin yaktığı bedenleri, akranlarının sopalarına da maruz kalabiliyordu. Yedikleri dayağı babalarına söyleyemezlerdi çünkü babalarından da fırça yiyebilirlerdi. “Sen de onun kadar değil miydin? Sen de onu dövseydin!” cevabıyla karşılaşmaları muhtemeldi.

Anlık duraksama, yerini harekete bıraktı. Selo ile Memo, Muzaffer ve çetesinden kurtulmanın  planını hızlıca yaptılar. Beklemeye ne zaman ne de tahammül vardı. Hızlıca yaptıkları planı uygulamanın tam zamanıydı. 

Dondurmacı, her zaman Meryem Teyze’nin evinin tam arkasında dururdu. Bugün de aynı yerdeydi ve kalabalık toplanmaya başlanmıştı bile. Plan, bir yolunu bulup Meryem Teyze’nin evine girmek ve arka pencereden dışarıya yani dondurmacının hemen yanına atlamaktı. Böylelikle hiçbir çete mensubuna yakalanmadan hemen dondurmaları alabileceklerdi.

Peki, Meryem Teyze’nin evine nasıl gireceklerdi? Kendisi sorun değildi ama kocası çok sert bir adamdı. Selo onu da düşünmüştü. Birkaç gün önce Meryem Teyze’den evlerine bir yoğurt bakracı gelmişti. Annesi, “Bunu geri götür!” demesine rağmen “Tamam, tamam!” deyip götürmemişti. İşte şimdi tam zamanıydı. Kesesindeki yumurtaları Memo’ya bırakıp eve girdi ve annesine, “Anne, Meryem Teyze’nin bakracını götüreyim.” dedi. Annesi, “Tamam, mutfakta domates ve biber var. Doldur da götür, kabı boş göndermek ayıp olur.” dedi. Bu tam da Selo’nun işine geldi. Hemen bakraca birkaç domates ve biber koyup dışarıya fırladı. 

Duvar dibinde bekleyen Memo ile birlikte hemen işe koyuldular. Bakraçtaki sebzeleri boşaltıp altına yumurta ve lastik ayakkabıları yerleştirdiler. Üzerine de sebze koydular ve Meryem Teyze’nin evine doğru hızla gittiler. Bakraca uzaktan bakınca bile sebzeler görünüyordu. Muzo’nun hiçbir adamı yumurta va ayakkabı taşıdıklarını tahmin edemezlerdi. 

Kapıdan girdiklerinde Meryem Teyzeleri “Kim o?” diye seslendi. “Benim Meryem Teyze, annem sizin bakracı gönderdi, içinde sebze var.” şeklinde cevapladı Selo. Meryem Teyze’nin üzerinde öğle uykusunun mahmurluğu vardı. Uzandığı yerden bile kalkmadan seslendi: “Tamam oğlum, mutfak açık, oraya bırakıver!”

Çocuklar, bakraçtaki lastik ve yumurtaları hızlıca çıkartıp mutfağa bıraktılar. Hem Meryem Teyze hem de kocası oralı bile değillerdi. Bunu fırsat bilerek hemen arka odaya geçtiler ve pencereden çok rahat dışarı atladılar. Kendilerini etrafı kalabalıklaşmış dondurmacının hemen yanı başında buldular. Artık dondurma alabilmelerinin önünde hiçbir engel kalmamıştı. Etraftaki kalabalıktan dolayı Muzo ve çetesinin elemanları bir şey yapamadılar. Her birisi, iyice doldurulmuş külahlarını alıp dondurmacıdan ayrıldılar. Meryem Teyzelerin evini henüz geçmişlerdi ki kendilerinden birkaç yaş büyük çete üyelerini karşılarında buldular. Çete mensupları ellerinde sopalarla üzerlerine gelmeye başladılar. Selo ve Memo’nun onları atlatmış olmaları çok zorlarına gitmişti. Haraç alamayacaklardı ama en azından o hırsla ellerindeki dondurmaları alabilirlerdi.

Memo ve Selo’yu telaşlandıran şey, yalnızca yiyecekleri dayak değildi. Onları asıl endişelendiren, uzun zamandır yiyemedikleri dondurmalarıydı. Ama planları burada bitmemişti. Dondurma operasyonu kusursuz sonuçlanmalıydı. Yaptıkları plan bu defa boşa gitmemeliydi. Bu sefer soğuk dondurma sıcak ciğerlerine ulaşmalıydı. 

İki arkadaş göz göze gelip bakıştılar. İkisi de ne yapacaklarını çok iyi biliyorlardı. Sopayı yemeden ellerindeki külahları sağlama alıp biri sağdan diğeri soldan son sürat kaçmaya başladılar. Her biri ardına bir adamı taktı. Azıcık tökezleseler enseleneceklerdi ama dondurma aşkı ayaklarına güç olmuştu. Âdeta tazı ile yarışsalar yine de kazanacaklardı. Tozu dumana katıp gözden kayboldular. Muzo’nun adamları çaresiz takibi bırakmak zorunda kaldılar.

Her biri köyün bir tarafından gittikleri için arka mahallede birleştiler. Keyifle olmasa da dondurmayı midelerine indirmenin, serinleyebilmenin hazzını sonuna kadar yaşadılar.

Çeteden uzak, birbirlerinin boyunlarına sarılıp şakalaşa şakalaşa evlerinin yolunu tuttular. Artık ikindiye doğru keyifle kuzuları gütmeye gidebileceklerdi. 

Alıntı kartı

Kart hazırlanıyor…
İndir

1080 × 1350 piksel; Instagram ve WhatsApp durumuna uygun.

Yazara mektup

Mektup yazmak için kütüphane kartın olmalı. Giriş yaptıktan sonra bu sayfaya döneceksin.

GİRİŞ YAP

Yazarın diğer yazıları

Tümü

Aynı sayıdan

Sayı 59
DİNLE · KAYIT