BÖLÜM 1 · BUGÜN
Çeviri: İbrahim TÜRKHAN
Uzun yıllardan beri gazeteciliğin yanı sıra yazarlık da yapan Bakıt, birkaç ay önce taşındığı yeni ofiste kâğıtların, gazete kupürlerinin, kitap ve dergilerin olduğu masasının başında her zamanki gibi işiyle meşguldü. Bakıt, altmışa yaklaşan yaşına rağmen, yılların tecrübesiyle elinde kalemi, önünde kâğıdı olduğu hâlde, yaşadığı ilçede sevilen, sözü ve nazı geçen bir insan olarak tanınıyordu. Bundan dolayı başına bir müşkül düşen, bir ev ya da araba alacak olan, yeni bir işe girişmeyi düşünen birçok insan, bir fırsatını bulup onun kapısını çalar ve fikirlerinden yararlanmaya çalışırdı. Bundan dolayı Bakıt, bu işi kendine vazife olarak görür, gazetedeki yazılarında ve kitaplarında daha çok günlük hayatta karşılaşılacak sorunlara çözüm yolları sunan konulara değinmeye gayret eder, insanlara elinden geldiğince yol göstermeye çalışırdı. Onun fikirlerinden ve tavsiyelerinden yararlanan ilçenin yaşlısından gencine herkes onu sever, fikirlerine saygı duyar, verdiği öğütleri can kulağıyla dinleyerek tavsiyelerine uymaya çalışırdı. Yaşadığı ilçe, bölge merkezine yakın olduğu için yerel televizyonda haftalık program da yapar, oradan da insanlara faydalı şeyler söylerdi.
Bugün de her zamanki gibi yeni sayıya yazısını yetiştirmek için uğraşmaktayken, bir ara ofisin kapısının açmak için zorlandığını fark etti. Zaten sert kapandığı zaman, biraz güçlü bir şekilde çekmeyince açılmazdı. Yeriden kalkıp kapıyı açtığında, karşısına etine dolgun, takriben yetmiş yaşlarında, elinde asası olan yaşlı bir kadın çıktı.
– Buyur ana, kime bakmıştın? diye sordu.
– Geldim, kurban olduğum! Gazetede yazıp televizyonda çıkan haberciyi arıyorum, dedi nefesini toplamaya çalışırken. Uzun bir süre yaya geldiği belli oluyordu.
– Buyur, içeri geç ana! O aradığın adam ben olmalıyım, diye cevap verdi.
– Ne güzel! Acaba yerinde mi yok mu? Benimle görüşür mü görüşmez mi? Meşgul mü değil mi? diyerek korka korka gelmiştim, dedi. Tam o sırada ayakkabısını çıkarıp içeri girmeye çalışıyordu.
– Ana, ayakkabını çıkarmana gerek yok. Doğrudan gir, diyerek yaşlı kadını içeri aldı ve bir sandalyeye oturttuktan sonra önüne bir kâse çay ve o sırada yediği bisküviden koydu.
– Bir çayını içerim oğlum ama bu bisküviye dişim geçmez, diyerek bisküviyi geri ittirmeye çalıştı.
– Ana, bisküviyi çaya bandırırsan iyice yumuşar. Çayı içip bisküviyi ye, biraz nefeslen. Sonra meseleni dinlerim. Yaşlı kadın, gazetecinin kendisine karşı gösterdiği ilgiden çok memnun kalmış olmalı ki:
– Çok teşekkür ederim oğlum, dedikten sonra bir süre düşünceye daldı. Sonra sessizliğini bozup: “Kartı başını yesin!” diyerek birilerine karşı kızgınlığını ifade edecek şeyler söyledi.
Bakıt, onun neden öyle söylediğini ilk anda anlayamadı. Birkaç dakika bekledikten sonra:
– Buyur anacığım, şimdi senin meramını dinleyelim. Adın ne idi bu arada? diyerek söze girdi.
– Benim adım Erkingül. Sarıtaş köyünde yaşıyorum oğlum. Bir derdimiz yok, şükür. Ama şu kartı başını yiyesiceyi, televizyonuna çıkarmazsan ya da gidip bir akıl vermezsen olmuyor oğlum, dedi ihtiyar kadın. Bakıt, meseleyi tam anlayamadığı için şöyle sordu: